Gündeme
dair 7, 12 Eylül 2018
Bundan
önceki yazının sonunda gelecek yazının başlığının “Ödemeler dengesi nedir,
karın doyurur mu?” olacağını söylemiştim. O an için ödemeler dengesinin ne olduğu
ne olmadığı üzerine yazmak ve şu herkesin diline dolanan “ödemeler dengesi
açığı tabii ki olur, önemli olan finansmanın kalitesi” cümlesini tartışmak
anlamlı gelmişti. Ne var ki bu konuyu ertelemek zorundayım; çünkü kış geliyor. Bu
başlığı yanlış hatırlamıyorsam daha önce Atilla Yeşilada kullanmıştı. Affına
sığınarak ben de kullanayım; sonuçta kış hepimiz için geliyor. Bazılarımızın
evinde kömürü, sırtında gocuğu olması, bazılarımızın ise ellerini ovuşturmakla
yetinecek olması önemli olmakla beraber ayrı bir konu. Kış her hâlükârda
geliyor, ama sert ama yumuşak, öyle veya böyle kışa giriyoruz. Benzetmelere tahammülü
olmayan okuyucu için düz haliyle kriz her hâlükârda geliyor, ama sert ama
yumuşak, öyle veya böyle krize giriyoruz. Biraz daha ciddiyetle söylemek
gerekirse: semptomları itibarıyla krize girdik bile.
Tanımlarla
başlayalım. Türk Dil Kurumu Güncel Sözlüğünde “kriz” şöyle tanımlanmış. İsteyen
tanımları atlayıp devam edebilir.
kriz – isim, tıp (***) Fransızca crise -1-
isim, tıp (***) Bir organda birdenbire ortaya çıkan fizyolojik bozukluk, akse –
"Krizler sıkıştırdığı zaman özel kliniklerde yatmaya gidiyordu." - Ç.
Altan -2- Bir kimsenin yaşamında görülen ruhsal bunalım -3- Bir şeyin çok kıt
bulunması durumu -4- Bir şeye duyulan ani ve aşırı istek -5- (ekonomi) Çöküntü -6-
Bir ülkede veya ülkeler arasında, toplumun veya bir kuruluşun yaşamında görülen
güç dönem, bunalım, buhran – "Krizin ne kadar sürdüğünü bilmiyorum."
- F. R. Atay
Merriam-Webster
çevrimiçi sözlüğü ise şu tanımı vermiş:
crisis – plural crises \ˈkrī-ˌsēz\ -1- a:
the turning point for better or worse in an acute disease or fever -b: a
paroxysmal attack of pain, distress, or disordered function -c: an emotionally
significant event or radical change of status in a person's life - a midlife
crisis -2- the decisive moment (as in a literary plot) - The crisis of the play
occurs in Act 3. -3- a: an unstable or crucial time or state of affairs in
which a decisive change is impending; especially : one with the distinct
possibility of a highly undesirable outcome - a financial crisis - the nation's
energy crisis -b: a situation that has reached a critical phase - the
environmental crisis - the unemployment crisis
Türkçeye
aktarırsak:
kriz – çoğulu krizler \okunuşu kıraysîz\ -1-
a: akut bir hastalık veya ateşin iyiye veya kötüye dönüm noktası -b: ağrı,
rahatsızlık veya bozuk bir işlevin yoğunlaşır ve tekrarlar halde görülmesi -c: kişinin
hayatındaki duygusal açıdan belirgin bir olay veya statüsündeki radikal bir
değişim – orta yaş krizi -2- belirleyici an (edebi bir olaylar dizisinde olduğu
gibi) – Oyunun krizi (belirleyici anı) üçüncü sahnede -3- a: kararsız ve çok
önemli bir zaman, işlerin durumunun kat’î bir değişimin eşiğinde olması;
özellikle istenmeyen bir sonuçla bağlantılı olarak – finansal kriz - milli enerji krizi -b: kritik safhaya girmiş
bir durum – çevre krizi – işsizlik krizi
Peki, bir
krizi kriz yapan nedir? Bu tanımların zımnen söylediği şey ne? Lafı uzatmadan,
tanımı netleştirmek için derslerimde ve davetli sunumlarımda kullandığım
yaklaşımı aktarayım. Kriz dendiğinde zor bir durumun ortaya çıktığını anlarız,
bu bir. Bu durumun oluştuğunu çoğunlukla belli bir eşik aşıldığında, bir dönüm
noktasının hemen sonrasında anlarız, bu iki. En azından iktisatçılar için kriz,
istenmeyen bazı sonuçlarla yüzleşildiği anlamına gelir, bu üç. Kriz dendiğinde
zımnen de olsa bu istenmeyen sonuçların en azından belli bir zaman aralığında tekrarlı
bir tabiatta olduğu veya olabileceği söyleniyordur, bu dört. Kısaca kriz kötüdür.
Ancak bu yeterli değil. Bir krizi herhangi bir zor durumdan ayıranın ne
olduğunu belirtmedikçe krizi tam olarak anlamış veya anlatmış sayılmayız.
Ayırıcı teşhis, “mevcut hali ve işleyiş kuralları ile toplumsal örgütlenmenin karşılaşılan
zorluğu giderecek bir çözüm üretemez halde olması ve bu yetmezliğin açıkça veya
üstü kapalı itirafıdır”. Yakın geçmiş örneklerini takip edersek: 2001 yılı
Şubat ayının on dokuzunda bir krizin adı konmuştur. Çünkü politika yapıcılar o
gün itibarıyla, önceki yılın başında devreye alınan istikrarlandırma programını
sürdürme güçleri olmadığını üstü kapalı biçimde, kuru dalgalanmaya bırakarak,
ifade etmişlerdir. Zorlukların aslında 2000 yılı Kasım ayından beri sürmesine,
Demirbank tecrübesi sonrasında piyasaların durulmamasına rağmen birkaç makale
dışında “Kasım 2000 krizi” dememişizdir; zamanın politika yapıcıları da
dememiştir. Kasım 2000’den Şubat 2001’e politika yapıcıların manevra alanı,
zıvanadan çıkan kamu borcundan ve belirgin biçimde azalan Merkez Bankası döviz
rezervlerinden okunduğu üzere daralmıştır. İnsanların “anayasa kitabının
fırlatılması” ile karikatürize ettiği olay yani koalisyon hükümetinin
unsurlarını ve dönemin Cumhurbaşkanını kapsayan büyük idari uzlaşmazlık ortaya
çıktığında piyasa tepkisi sert olmuş ve iktisadi politika yapıcılara manevra
alanının sıfırlandığını itiraf etmekten başka çare kalmamıştır. 2000 yılı
Kasımından beri süren “şey” böylece bir “krize” dönüşür. Grafiğin dışına taşan
iktisadi rakamlar gelmekte olan bir krizin semptomlarıdır, doğru; ancak krizin
adını koyan elde çare olmaması, “mevcut hali ve işleyiş kuralları ile”
toplumsal örgütlenmenin karşılaşılan zorluğu gidermekte artık işe
yaramamasıdır. İşler bu raddeye geldiğinde bir kurtarma ekibi kurar ve adına
kriz masası dediğimiz şeyin başına oturtursunuz. Ekip, toplumsal örgütlenme
kriz öncesi statükoya dönene kadar masanın başında vazifesini ifa eder.
O zaman, içinden
geçtiğimiz günleri nasıl yorumlamalı? Malumunuz, insanlar şeylere anlam
yükleyerek ve hayatın içinde kalıplar arayarak yaşar. O zaman Mayıs-Eylül 2018
dönemi (kısaca 2018) ile Kasım 2000 – Şubat 2001 (kısaca 2001) dönemi arasındaki
benzerlikleri kısaca gözden geçirelim. 2001’de kur çapasını rezerv hareketleri ile
korumaya çalışan bir Merkez Bankası vardı; 2018’de de ABD doları kurunu en
azından yakın zamanda ulaştığı 6-7 lira bandında tutmaya çalışan bir Merkez
Bankası var. 2001’deki Merkez Bankasının rezervleri hızla eriyordu; 2018’de de
öyle. 2001’de malî disiplin zayıftı; 2018’de de pek kuvvetli değil, en azından “kafası
karışık” bir disiplin. 2001’de ekonomi bürokrasisi olabildiğince yetkindi ama
koordinasyonu zayıftı; 2018’de ekonomi bürokrasisi sistem değişikliği sonrasında
yeniden akort ediliyor olduğundan koordinasyon sorunları yaşıyor. 2001’deki
Merkez Bankası bağımsız değildi; 2018’de de değil, en azından fiiliyatta öyle
olmadığını kimse inkâr edemiyor. Özetle, benzerlikler az değil, kazayla az olsa
dahi ihmal edilebilir değil.
“Yeniden
akort” olarak adlandırdığım süreç ise yukarıdaki tanımda yer verdiğim “mevcut
hali ve işleyiş kuralları ile toplumsal örgütlenmenin yeterliği” unsurunu tümden
kullanışsız kılıyor. Zira belli bir hal ve işleyiş kuralları dizisinden bir
yenisine hareket halindeyiz; mevcut hal dediğimiz şey basitçe “yok”. Politika
üretimi açısından durağan bir halden ziyade bir geçiş halindeyiz. Kedi diri mi,
ölü mü? Devletin yüksek kapılarından girdiğimizde tamamlanmış bir organizasyon
görecek miyiz, görmeyecek miyiz? Bu sorulara Haziran ayı sonundan beri nafile
cevap arıyoruz. Bu arayıştır ki, semptomları itibarıyla girdiğimiz krizin adını
koymamızı geciktiriyor.
On üç
Eylül Para Politikası Kurulu kararını ve yakında kamuoyuyla paylaşılacak olan
Orta Vadeli Program metnini bu pencereden gözlemler yaparak bekliyorum. Siz de
öyle yapın, filanca kurumun yayımladığı faiz artışı beklenti rakamları bandının
orta noktasına takılıp kalmayın. Orta nokta yetmezliğin itirafı olmaktan öteye
geçmez. Malum kış geliyor.