Gündeme dair 1, 24 Mayıs 2018
23 Mayıs 2018 gününün iktisadi gelişmelerini zaman ve mekân bağlamlarından koparmadan okumak gerekiyor. Zaman derken kastettiğimiz en azından son birkaç yıl ve özelde son birkaç aydır. En dar pencere son birkaç hafta olabilir; ama son birkaç gün veya saat demek olmaz. Mekân ise Türkiye’dir, 2001-2007 döneminin kırmızı kurdeleli öğrencisi, istikrarlandırmada (stabilizasyon) önemli yol almış, politika yapıcı kurumlarında dikkate değer kapasite inşa etmiş bir ülke. Dinamik nüfusu, daha fazla tüketime yönelik artan hevesi, yetkinlikleri ve sayısız yetersizlikleriyle küçük-açık bir ekonomi. Başarıları yok değil, ne var ki bu başarıların çoğu kalıcı olamamış.
Bu yazıda, sonrakilere ışık tutmak üzere birkaç not düşmekte fayda var. Tümden kabullenme veya tümden reddiye hatasına düşmeden, kategorik kabullenme ve kategorik reddiye hatasına da düşmeden ve basit kronoloji ile:
-1- Türkiye, 2001 krizinde derin bir yara aldı.
-2- Ancak bu yarayı onarması hızlı oldu. Hızla şekillendirilen istikrarlandırma programının, yasal çerçevenin adaptasyonunun, AB çıpasının neredeyse eş zamanlı olarak devreye sokulmasının bunda payı vardı.
-3- Aynı zaman diliminde küresel likiditenin bol ve dolayısıyla ucuz olması da önemliydi. Böylece Türkiye, tarihinde ilk defa eli yüzü düzgün bir istikrarlandırma sürecinden geçebildi.
-4- 2001 krizinin muhtelif bedelleri toplumun özellikle ücretle çalışan kesimlerine yansıdı. Aynı kesimler sonraki yılların yüksek faiz – düşük kur ortamında görece çeşitli bir tüketim sepetine sahip oldular.
-5- Büyüme rakamları düzeldi, enflasyon düştü, mali disiplin sağlandı.
-6- Dönemin siyasi iktidarı tabiatıyla bu artıları hanesine yazdı. Daha önemlisi, istikrarlandırma programının “acı reçete” unsurlarını başkasına mal edebilme lüksünü sonuna kadar kullandı.
-7- Uluslararası Para Fonu gözetiminde yürütülen program sona ererken, rakamsal başarıların yanında inkâr edilemeyecek ölçüde kurumsal kapasite inşa edilmiş ve siyasi özgüven dikkate değer ölçüde artmıştı.
-8- Para politikası ayağında Türkiye Ocak 2006’da örtük enflasyon hedeflemesinden açık enflasyon hedeflemesine geçmişti. Bu geçişin küresel türbülansın ilk adımlarıyla aynı yılda olması kısmen bir talihsizlik sayılabilir. Nitekim açık hedefleme döneminin ilk iki yılında para politikası dezenflasyon yıllarının ihtişamından uzakta kaldı. Merkez Bankasının idari kadrolarındaki ilk bozulma emareleri de aynı zamana rastlar.
-9- 2007 yılının başında küresel krizin adı anılmaya başlandı. Analizler yapıldı, yazılar yazıldı. Bir yerlerde aklı evvel bir danışman “Efendim, bu krizin bize gelmesi biraz vakit alır, zaten ekonomimiz o kadar da sofistike değil, etkileri de sınırlı kalır” demiş olmalı ki, herkese malum olan “teğet” söylemi ortaya çıktı. Gülündü, edildi, hata edildi.
-10- Küresel ölçekte yaşanan daralma tabii ki Türkiye’ye teğet geçmedi. Aksine, giderek artan ölçüde iktisadi göstergelerimize yansıdı. Bu aşamada hala yetkilerini ve yetkinliklerini bastırmak zorunda kalmayan bir parasal otorite figürü vardı. Maliye politikasını tasarlayanlar da en azından olması gerektiğince yetkindiler.
-11- Küresel bir krizin en önemli özelliği “küresel” olmasıdır. Öyle olunca, geçen zamana rağmen dünya sathında harekete bir türlü geçmeyen veya yeterince ivmelenmeyen iktisadi faaliyetin yerini bir şeylerle doldurmak gereği hasıl oldu. Odur ki, son yıllardaki büyüme hikayemiz inşaat sektörü üzerinde yükseldi. Hızlı gelir çarpanı ve ileri-geri bağlantıları ile bu sektör büyülü bir mecra idi. Siz yeri kazıp temel atıyordunuz, toprak size otuz katlı kırk katlı binalar veriyordu.
-12- Bu inşaat eksenli büyümenin kurumsal zemini kentsel dönüşümün yasal çerçevesi üzerinden teşkil edildi. Dönüşen yerlerin ne kadarının öncelikli olarak dönüşmesi gereken yerler olduğunu geriye bakarak değerlendirmek gerekebilir.
-13- İnşaat eksenli büyümenin önemli bir siyasi getirisi de vardı. Bu sektör üzerinden yaşanan genişleme, siyasi otoritenin kontrol gücünü oldukça besledi. Aynı esnada toplumun yozlaşma ve yolsuzluk algısını da bozdu.
-14- Keza bankacılık sektörünün bilanço yapısı da bu genişlemeyi finanse etmek için sabit faizli ve uzun vadeli ipotekli konut kredileri lehine bir dönüşüm sürecine girdi.
-15- Bankacılık sisteminin kaynaklarını tam olarak hangi şartlarla elde ettiğini bilmek zor. Ama bankaların asli fonksiyonlarından olan vade dönüşümü rolünü biraz abartarak oynadıkları kesin.
-16- Dönemin aslında bir kenara bırakılmaması gereken toplumsal-siyasi, askeri ve bölgesel gelişmelerini şimdilik bir kenara bırakırsak, 2017 yılına tam da bugünün iktisadi gelişmelerini cebimizde taşıyarak girdik. Para otoritesi kanunla kendisine verilen bağımsızlığından feragat etmiş, kurumlar arası istişare mekanizması gevşemiş, siyasi otorite inşaat eksenli büyümenin dozunu kaçırmış, özel sektörün yurt dışı döviz cinsi yükümlülükleri yönetilebilir seviyeyi aşmış, bankacılık sektörünün bilanço yapısı ipotekli konut kredileriyle büyürken yavanlaşmıştı.
-17- Şu son aylarda gözlenen en önemli değişiklik ise yeni konutların satış performansındaki duraklama oldu. Yaptırdığım bir sınıf projesinde öğrencilerimin koşa koşa gelerek satışların hızını ve ivmesini anlamlandıramadıklarını söylemeleri 2017 sonu veya Ocak ayının hemen başıdır. Anlamlandıramadıkları şey pek ala anlamlıydı. Satışlar önce hız kesti, grafik yatay hale geldi. Sonrasında satışlar daralmaya başladı.
-18- Aynı haftalarda gelen haberler, örneğin Caddebostan-Bostancı çizgisindeki kentsel dönüşüm projelerinin müteahhitlerin “kaçması” sonucu ortada kaldığı ve proje sahiplerinin aralarında kooperatifleşerek yeni evlerine kavuşmaya çalıştıkları yönündeydi.
-19- İşbu halde, son haftalarda ve günlerde dolar kurunun raydan çıkmasını dış güçlere, üst akıllara, uzaylılara bağlamak doğru değil.
-20- İktisadiyatımızı gözden geçirme zamanı, her yönden ve her katmanını.
Gelecek yazı: Peki bu faiz lobisi kim?