2018-06-08

Gündeme dair 2: Peki bu faiz lobisi kim?

Gündeme dair 2, 26 Mayıs 2018

Peki bu faiz lobisi kim?

Dolar kurunun son haftalarda ve günlerde raydan çıkmasını dış güçlere, üst akıllara, uzaylılara bağlamanın doğru olmadığı açık. Bizim dışımızda bazı güçlerin ekonomik dinamikleri yönettiği hatta giderek ülkedeki her şeyi yönlendirdiği düşüncesi açıkçası çocukça. Siyasi ve ekonomik ilişkilerde ama sert ama yumuşak güç ilişkilerinin hiç belirleyici olmadığını söylemek de öyle. Piyasa büyüklüğü esas alınırsa bir dış gücün her şeyi yönlendirmesi fikri abes hale gelir. İlerisi için not etmeli ki, tartışmanın önemli ayaklarından biri de piyasa yapısı olup üretimin ve paylaşımın nasıl sonuçlanacağını belirler. Bu şimdilik bir kenarda dursun.

Dış güçler ve üst akıl benzeri söylemlerin Türkiye’de bu denli tutulmasının toplumsal hissiyatın derinlerinde yer alan ve son yıllarda siyasi düzlemde de hâkim hale gelen inanç faktörüyle de bağları olmalı. Fikren laikleşemeyen bir toplumda hür insan iradesinin belirleyiciliğini yüceltmek pek ala zor. Tarifi tam olarak yapılmayan, yapılamayan bir kader algısı yaratmak ve o kadere karşı duran bir kahraman edasına bürünmek muhafazakâr siyasetçi için paha biçilmez bir söylem zemini oluşturuyor. Hal böyle iken ekonomiyi, içtimai hayatı, ücretleri, kurları, akla gelebilecek her şeyi dış güçler yönetiyor veya yönlendiriyor.

Oysa bir şeyi daha biliyoruz. Bir yerin insanları şu veya bu şekilde razı olmadan veya sebep olmadan o yerin insanlarına bir şey yapamazsınız. Örneğin bir ülkenin insanları arasında önde gelenler dışarıdaki güçlerle el sıkışmadan o ülkeyi sömüremezsiniz. Sendikaların önde gelenleri hâkim sınıfla el sıkışmadan işçiler için olumsuz sonuçlar doğuramazsınız. Bir iş yerinde kanaat önderi kabul edilen anahtar çalışanlar patronla el sıkışmadığında çalışanları olumsuz şartlara razı edemezsiniz. Örnekler uzar gider. Temel noktam şu: bir dış gücün etkili biçimde iç dinamiklerinize karışabildiğini düşünüyorsam, içeride onlarla el sıkışan birilerinin olduğunu da düşünürüm ve el sıkışanlar hemen her zaman iktidarı elinde tutanlardır. Bunun dışındaki analiz biçimleri metafizik konulardır ve felsefi açıdan önemli olabilirler. Lakin konumuz bu değil.

Peki bu faiz lobisi kim?

Bitmek bitmeyen, etkileri zamana yayılan bir kriz ortamında inşaat-emlak faaliyetlerini büyüme politikalarınızın merkezine oturttuğunuzu varsayalım. Bunun yanında bu faaliyetleri yeterince değil, normal zamanlardaki yoğunluğunun çok üzerinde artırmak istediğinizi varsayalım. Bunun için kentsel konutların deprem güvenliği ve benzeri kaygılarla düzenlemelere gittiğinizi de varsayalım. Bizim inşaat hikayesinin başlangıcı aşağı yukarı böyledir. Bu arada not edelim ki yeterince denilen şey bir aldatmaca değilse de aldanmadır.

Tam da bu hikâyenin başında, yurt içindeki faiz oranları alabildiğine düşük olsun. Mesela kriz döneminde çok azalan yurt içi taleple el ele düşen enflasyon, merkez bankanızın politika faizini toplam 1050 baz puan yani %10.5 düşürmesine izin vermiş olsun. Üstüne üstlük, aynı dönemde kendisine gidecek yer arayan küresel sermaye için ülkeniz kalan karlı mecralardan biri olsun. Şimdi, hikâyenin motivasyonu ve ön şartları kabaca tamamlanmış oldu ve dar bir zaman çerçevesi içinde hastalıklı bir durum görünmüyor.

Bu kurguda gerek altyapı gerek konut, sayısız konut inşaatı başlasın. Bunlar emlak sektörünü tarihi bir canlılık seviyesine getirsin. Bankacılık sisteminiz bu coşkunluk halini (euphoria, öfori) uzun vadeli ve şartlar itibarıyla düşük faizli kredilerle beslesin. İşte hastalığın nüvesi ortaya çıktı.

Coşkunluk hali devam ettiği müddetçe sorun olmaz(dı). Ama coşkunluk öyle bir şey değil. İktisadi faaliyet tabiatı gereği doygunluk noktalarına sahip. Nitekim bu doygunluk bizim örnekte şöyle ortaya çıkmış olabilir: sonsuza kadar konut satamazsınız, en azından hanehalkının ödeme gücü bunu sınırlar. Hanehalkına sonsuza kadar kredi de veremezsiniz, bankacılık sektörüne dair kanuni sınırları ihmal etseniz bile en azından hanehalkının gelirleri bunu sınırlar. Nihayetinde doygunluk başlar. Bu durum ortaya çıktığında önünüzde özetle şunlar vardır:

-1- İnşaat-emlak hikayesi düşündüğünüz kadar eğlenceli bir hikâye olmamıştır, en azından konut ayağı zordadır. İstanbul’da yapılan pek çok site projesinde, elektrikçinin, muslukçunun ödemesi site içinden daire verilerek yani aynî yoldan yapılmaktadır. Yeni konutlara ancak reklam sektörünün parlak çalışmaları ile cazibe katılabilir. Olan budur.

-2- Bir kısım altyapı inşaatlarını dahi ancak orta-uzun vadeli hizmet alım sözleriyle, yaptırılan köprüden geçmeyen her aracın bedelini toplumun kesesinden ödeyerek sürdürebilecek hale gelmişsinizdir. Bunu yaparak kamu bütçesinde yıllarca kanayacak bir yara açmışsınızdır. Olan budur.

-3- Bilinmez, bunu belki isteyerek yapmışsınızdır. Vurguladığınızın aksine, temiz olmayabilirsiniz. Muhtemelen olan budur.

-4- Bu arada, bankacılık sektörünüz zamanın düşük faiz oranlarının desteklediği coşkunluk halinde kredi portföyünü sabit düşük faizli ve uzun vadeli yerli para cinsinden kredilerle doldurmuş, risklerini çeşitlendirmemiştir. Olan budur.

-5- Yine bankacılık sektörünüz verdiği yüklü kredileri yurt dışından aynı derecede uzun vadeli olmayan kanallardan fonlamıştır. Muhtemelen olan budur.

-6- Ortamın aldatıcı rahatlığında, özel sektörün finans dışı kısmı da yurt dışı yabancı para yükümlülüklerini artırırken risk algısını bastırmıştır. Muhtemelen olan budur.

-7- Merkez Bankanız, krizin zorlu yıllarında işe yarasa dahi sonrasında sirk çadırına dönüşen karmaşık politika çerçevesine devamda ısrar etmektedir. Fonlama dinamikleri bir anlamda keyfiliğe kapılmıştır. Olan budur.

-8- Ekonomide ne olursa olsun, enflasyon ne hale gelirse gelsin, Merkez Bankanızın armada raporu olan Enflasyon Raporu ve her ay yayımladığınız Kurul kararı bildirileri olumsuz gelişmelere kendince tarafsız veya teknik bir gözle dahi yer verememiştir. Olan budur.

-9- Bu etkileşim biçimlerini sürdürmek için, en azından siyasi hayatınızı biraz daha sürdürmek adına, artık sürdürülemeyeceği aşikâr hale gelen düşük faiz ortamını destekleyen söyleminizde ısrar etmişsinizdir. Olan budur.

-10- Tüm bunlar olurken, parmak sayısı kadar kişinin dışında kimse konuşmamıştır. Olan budur.

Sözün kısası, yakın geçmişte olanların çoğu, tümü değil, inşaat-emlak eksenli büyüme hikayenizin sona ermesi ile ilintilidir: gerçekten sona ermesi ile, sona erme ihtimaline dair algılar ve tahminler ile, o esnada alternatif bir büyüme hikayesi yazıp yazamamanız ile, yine o esnada parti siyaseti gündeminizi nasıl oluşturduğunuz ile. Yakın geçmişte olanların tümü, çoğu değil, genel bir çürüme ile ilintilidir: hukuk devleti ilkesinin yok oluşu ile, temel hak ve hürriyetlerin yazıda kalması ile, bin bir gayretle yaratılan kurumsal kapasitenin görmezden gelinmesi ile.

Peki bu faiz lobisi kim?

Toplumumuza sunulduğu biçimiyle faiz lobisi, Türk lirası faiz oranlarının artmasını, artırılmasını isteyen, büyüme hikayemizi, zenginliğimizi, fırsat penceremizi elimizden almak isteyen birileri. Bir öcü, umacı hayali. Kimilerine göre, çıkar grubu, çıkar lobisi anlamındaki “interest lobby” tabirinin yanlış çevirisi.

Bunları bir yana bırakalım. Eğer bir faiz lobisi var ise, o lobi eli yüzü düzgün bir iktisat teorisi bilgisine sahip olanların ta kendisi. Kendi içinde ekollere ayrılsa ve bilimin tabiatı gereği anlaşmazlıklar barındırsa da iktisat teorisi bu aralar Türkiye için aynı teşhisi koyuyor: bu faizlerle olmaz. Bu durumda, faiz lobisi toplum çıkarını, mesleki şerefini, temel moral değerlerini gözeterek lafa giren iktisatçılardan başkası olmamalı. Bu durumda, topluma tanıtıldığı biçimiyle faiz lobisi denen şeyin içinde olmak utançtan ziyade gurur vesilesi olmalı.

Peki bu faiz lobisi kim?

Bir lobinin bilinen bir çıkara hizmet etmesi, ona yönelik çalışması beklenir; tanımsal açıdan böyledir. Bu açıdan bakınca, yukarıdaki sözlü analizimizde hangi çıkarların tanımlı olduğuna bakarak ne zamandır anılan (yüksek) faiz lobisinin var olamayacağını söyleyebiliriz. Var olan, mevcut iktisadi-siyasi-beşerî ilişkilerden nemalanan bir düşük faiz lobisi, hatta tabir yerindeyse cephesidir. İktisat kanunlarını tersine işletmeye çalışan ve işletemediği halde duruşunda ısrar eden bu düşük faiz cephesi, sadece 20 cent sınırına kadar düşen liranın değil, önümüzdeki zorlu günlerin de müsebbibidir.

Gelecek yazı: Gelen krizin ana hatları